Savaş Dinçel.


“Nerde kalmıştık…
Hayat futbola fena halde benzer. Futbol şahsi beceri gerektirir ama, aslında toplu oynanan yani insanların bir takım halinde oynadıkları oyundur. Hayatta öyle değil mi? İstediğin kadar yetenekli ol, iyi bir takımın yoksa kaybedersin. Evet kaybedersin…”

Çok özledik be abi, 3 yıldır özlemeye devam ediyoruz…

Seveceksin.

Bir ağacı izleyeceksin.
Şöyle sırtını yerde tutarak
Ve gölgesinde yatarak
Bir ağacı seveceksin…
Yaprakların ışıkla dansını
Işığın gözüne yansımasını
Kuşların dallarda zıplamasını
Seveceksin.
İnsanları izleyeceksin
Şöyle dalgın dalgın bakarak
Ve yerden usulca kalkarak
İnsanları seveceksin.

İnönü de kuyrukta beklemeyi
Hatta soğukta titremeyi
Bağırarak sesini yitirmeyi,
Mabetten,
BEŞİKTAŞ’a yürümeyi…
Seveceksin….

Süper Kahraman.

Bazen insanların arasından çekilmek istiyorum, bir günlüğüne  İstanbul’un tepesinden beni es geçerek yaşarken onları  izlemek. Çok merak ediyorum acaba beni soran olur mu o gün? Yoksa sadece sınıfta yoklama alınırken resmi bir iş için mi gelirim akıllarına. İstanbul beni sorar mı acaba o gün, Recep nerede diye?

Her zaman bi’kahramana benzetildim onun tarafından, Superman’e. Ben aslında hiç bi’zaman Superman t-shirti giymekten başka bi’kahramanlık yapamazken hep büyütüldüm onun gözünde. Aslında hiç bi’şey değildim ben, sadece ufak bi’ayrıntıydım belki de.

Bilmiyorum, hiç bi’şey bilmiyorum. Bilmekte istemiyorum. Belki cevabın olumsuz olacağındandır. İstanbul’da belki sadece ufak bi’ayrıntıyımdır ve bunu bilmekten korkuyorumdur. Yazıyı yazarken burnumun akmasıyla doğru orantılı olan öksürme sesim müziğin sesini bile engellerken, ben sessiz kalıyorum. Belki müziğin içinde sadece ufak bi’ayrıntı olduğumu bilmekten korktuğum gibi.

Yazı bittiğinde: Eminem – Superman çalıyordu, ve ondan bunları hatırladım sanırım.

Bant – Atatürk.

Bant Dergisi‘nin 502. sayısında okurlarına dağıtmış olduğu, Shepard Fairey aka Obey tarafından yapılmış harika bir Atatürk posteri.
70×100 cm halini indirmek için buradan, alternatif link için şuradan.

Günlüğümde Son Sayfa.

Her insan küçüklüğünü özler, ben söylediğim gibi bir insan değilim, olamam, olmamalıyım. Ama ben de küçüklüğümü özlüyorum çoğu zaman. Genellersek, çoğu ‘canlı’ gibi, küçüklüğünü özlemek mevzu. Bazı şeyler unutulmaz, sevdiklerin, dalga geçtiklerin, kreşteki zorunlu öğlen uykuların belki de. Belki hep istediğin bi’oyuncak. Eğer ben bunları özlüyorsam hala tahminimce insanım, duygularım da var belki de ama her daim arkaplanda.

Bana hep insanın akli bir varlık olduğu öğretildi. Ama bundan da hep kuşku duydum. Çünkü aşk var, özveri var hayatta, feragat var. Acı çekmek var, kısacası nedensizlik var. Ve bu nedensizliğe karşı bir direniş var, son barikat gibi. Onun için bazen gerçekten kafam karışıyor. Bunları benim mi düşünmem lazım diyorum kendi kendime, ama eğer ben de bir “insan” rolündeysem bunu yapmalıyım.

Çocukluğum; belki o zamanlar en çok nefret ettiğim şeydi, “kreşteki zorunlu öğlen uykuları”. Ben hep kaçmaya çalışırdım onlardan, kaçmaya çalışmak derken uyuyor taklidi yapardım. Ve sonra ben yenilirdim uykuya, ve uyanınca “uyudum” diye sinirlenirdim, hırslanırdım. Aynı taşlardan kale kurup oynadığımız mahalle maçlarında yenildiğim zamanki gibi. Şimdi bakıyorum o nefret ettiğim uyku zamanını bile özlemişim, insan olduğum için galiba; evet evet. -istemeden de olsa-

Evden Eve Nakliyat.

Evden eve nakliyat hizmetleri alanında ve çevresinden çok iyi yer edinmiş bir lojistik firmasını sizlere tanıtmak istiyorum. Nakliye işi çok zahmet olduğu gibi çok güven ve huzur ister. Bu nedenle alanında çok iyi hizmet veren evturnakliyat.com adı altında evden eve nakliyat hizmetleri yapan firma değerli müşterilerine kaliteli bir nakliyat hizmet için İstanbul’da kurulmuştur. Türkiyenin tüm bölgelerine evden eve nakliyat taşımacılığı yapmaktadırlar. Deneyimli personelleri ile bu konuda çok kaliteli hizmet vermektedir.

nevarneyok#10

  • Uzun süredir yazı yazmamanın kazandırdığı üşengeçlikle yazıya başlayacağım, öncelikle söylemek istediğim yoğun olarak derslere yönelmiş bulunuyorum(yersen), onun dışında dergi olayları falan var artı olarak bir de  yapmakta olduğum bi’kaç websitesi var. Onları yetiştiriyim falan derken bloga vakit ayıramıyorum. Ben böyle bi’insan değildim, ben insan değildim gerçi şimdi de değilim ama bunları söylemem gerektiğini hissettim, okuyucuları bilgilendirmek için yani; başka bi’amaç yok şekerim.
  • Bu hafta liglere verilen ara ile çok fena bi’boşluk hissettim kendimde, Beşiktaş’sız olmuyo günler. Neyse bugün basketbol maçı var onu izleyip özlemimi giderebilirim bari. Aslında bugün Akatlar’a gidecektim de üşendim işte. -yönetim uyuma basketbola sahip çık!-
  • O kadar yoğunum ki müzik dinleyecek vaktim bile yok mesela. Yoğunluğuyla övünen insanlardan nefret ederim bilirsiniz ama benim yaptığım kesinlikle övünme değil bi’sitem. İnsanlarla dalga geçtiğim sonra onları bloga yazdığım dönemleri istiyorum açıkçası, hep beraber gülerdik sonra ben size gülerdim falan.

Ya öyle işte, sahto’nun dediği gibi lalalala..

Atatürk.

Ufaktım, babamın bana insanları tanıttığı zamanlardı. Daha aile bireylerinin isimlerini zor hatırlarken onu tanıtmıştı bana. Sarı saçlı, mavi gözlü insanı. Türk halkı için öneminden bahseder dururdu babam, daha aklımın ermeyeceği zamanlar olduğu için pekte anlamazdım. Ve açıkçası söylemek gerekirse korkardım ben ondan, bakışları öyle dik bakardı ki bana. İlk maça gittiğim dönemlerde Beşiktaş’ta Dolmabahçe’den yürürken camlı köşkünü göstermişti babam bana. Burada kalırmış derdi. O’nun bastığı yerlere, yürüdüğü caddelere bastığımı anlayınca kendimde garip bi’mutluluk hissederdim. Bana en büyük Beşiktaşlı olduğundan da bahsetti babam. Çok büyük adammış derdi her defasında. Okula başladığım dönemlerde kitabın başında görünce bile ürkerdim her defasında. Bakışları o kadar dik ve emindi ki; onun gibi olacağım derdim. İlkokul öğretmenim beni hep benzetirdi O’na. Subay olmaya karar vermiştim, O’nun gibi. Ama kazanamadım. İşte o gün onun gibi olamayacağımı anladım. Anladığımda ortaokul yıllarımdaydım. Aklımın eriyordu artık, O’nun gibi olamazdım ben. Dik bakamazdım…

Ama her kitabı açtığım da dik bakışlarına ayrı bi’bakardım. 10 kasım günleri daha düzgün olurdum okulda. Ve okuduğum her yazısında, sözünde gençlikten bahsediyordu. Türk Gençliği’nden, ama biz ona layik olamadık, aynen bize söylediği Hitabe’de olanlar yaşanıyor şimdi. Ama biz gençlik olarak bi’şey yapamıyoruz. Ama ne olursa olsun, O’nun yolunda yürüyeceğim, devrimlerini ve kurduğu Cumhuriyet’i ne olursa olsun ömrümün sonuna dek koruyacağım, ömrümün yetmediği yerlerde çocuklarım, torunlarım koruyacak. Babama da dedemden verilen bi’emanet bu. Bu emanet şimdi benim ellerimde, ve ileride bende vereceğim emanetimizi…

Doğa için Çal!


Doğa için Çal!

Misafir.

Benim yarınım ol , umudum değil…