Hayatım, şimdikinden daha kötü olamazdı herhalde diye düşünüyorum. Olamaz belki de, evet. Bloga güzel bi'yazıyla dönmek isterdim ancak öyle değil. Ani bir veda yazısı olacak bu. Hayatım bu durumdayken uzun bi'süre yazamayacağımın farkına vardım. Zamansız vedalar en çok koyan vedalar belki de ama bu mecbur. Bana veda eden insanların dediği gibi; mecbur.Bugüne kadar blog yazarken kimi zaman muhalefet oldum, kimi zaman halk. Kimi zaman eğlenceli; hayatla dalga geçen yazılar yazdım, kimi zaman hüzünlü. Bu da sonuncusuymuş demek. Bunda ne halkım, ne muhalefetim ne de eğlenceliyim. Sadece bir Zeki Demirkubuz filmi gibiyim şu an. Böyle veda konuşmalarını hiç sevmem ama bunu yazmadığım sürece üstümde bi'sorumluluk hissedeceğim hep. Neyse her güzel şeyin bi'sonu varmış o da şu anda yazdığım şey.
Sanırım çok uzun bi'süre kendimi toparlamam gerek, bilmiyorum ne kadar sürer ama uzun süre olacak. Kimbilir belki insanlar bu yazımdan mutlu oluyordur şimdi. Neden böyle hayat diye sorguluyorum kendimi, neden 1 dakika önce mutluyken 1 dakika sonra acı çekiyorsun. Ve cevabını alamıyorum, bu koyuyor bana işte...
Blog yazarken ilk başlarda destek veren birinin olmaması kötü bi'şeydi. Bu benim asosyal bi insan olmamdan kaynaklanıyordu lakin daha sonraları çok değer verdiğim ve ağabey/abla olarak gördüğüm insanlarla tanıştım. Öncelikle Başak Ölmez ablacığıma, ardından bütün olaylarda bana destek olan voodoo ablama, canımındibi selin'e, Serkan Urhan, Gökmen Kaya, Serdar Özcan, Sertaç Recepoğlu, Ayça Pınar Doğan, Serra Demirci, Şafak Otur, Harun Güven ve adı aklıma gelmeyen tüm insanlara teşekkür ediyorum, kahırlarımı çektikleri için.
Beni seven ya da ölmemi isteyen, bacaklarımı koparmak isteyen, kafamı patlatmak isteyen herkes kendine iyi baksın. Benimle iletişime geçmek isteyende buradan devam edebilir. Saygılar







































